
Bir anda kalabalık sokaklara atıverdim kendimi.
Yürüdüm...
Aslında ben duruyordum, sabittim bundan eminim...
Belki de fizik kanunlarına uygun bir şekilde insanlar geçiyordu yanımdan ya da belki o esnada yağmur yağmıyordu da ben yukarı çıkıyordum.
Emin olamıyorum bu hareket olaylarından...
İçtim çok içtim... İçtik dememek için içtim kendimden uzaklaşabilmek için, sadece basit bir insan olabilmek için...
Ne çok gördüm ne çok okudum dedim. Ne de çok tanıdım kendimi kendimden kurtaramadıkça ne anlamı var...
Tanıdık bir yüz görmemek için kafamı önüme eğecekken kimseyi tanımıyorsun ki dedi kendim kendime... doğru söze ne hacet! Kafam dimdik omuzlarım biraz bezgin ruhum karışık hormonlarım ise yok olmaya kendini inandırmıştı...
Alışkanlıklarımı istemedim, takıntılarımı da bu gece tek takılacağım dedim. yarın görüşürüz. Sonra aklıma bu geceyi farklı saatlerde belki farklı kıyafetlerle ama yine kendimle defalarca yaşadığımı düşündüm...
Tamam kendim takıntılarını yaşayalım bu gece benimkilerle az önce vedalaştık...
Ayaklarım bir bara sürükledi beni ismi Neva biliyorum oraya gidenleri, kaybetmişler denir belki ben oraya "kara delik" diyorum. Kendimle kavga etmek için buraya getirdi ayaklarım beni... Büyük karşılaşma 5 dakika sonra başlayacak...
İçeri girdim kimseyi görmeden sadece barmene odaklanara bara doğru yürüdüm...
Barmenin suratına anlamsızca baktım...
-Ne içersiniz?
--Jack
-Nasıl olsun efendim?
--Mümkünse damardan...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder